ÇOCUK ve OYUN
Ailenin var olmasını, ayakta durmasını sağlayan, birlikte yaşama iradesi ve bu iradenin ortaya çıkardığı meyve/meyvelerdir. Toplumları ayakta tutan, milletlerin dünya üzerinde yok olmalarını engelleyen şey; birlikte yaşama iradeleri ve bu birlikte yaşama iradelerinin meyvesi olan kültürdür.
Ne vardır kültürün içinde, kültür neyi kapsar? Bu soruların cevapları oldukça uzundur. Bu sebeple kültürün içinde ne yoktur; kültür neyi kapsamaz? Diye sormak beklide daha doğrudur. İlk önce dil… Dil olmadan kültürden, hatta bir milletten dahi söz etmek mümkün değildir. Dil, kültürün düzenleyicisi ve aktarıcısıdır. Kültür yoksa dil de yoktur. Bir birlerinin tamamlayıcısıdırlar ve her ikisi de bir birini kapsar.
Ne vardır başka? Kılık- kıyafet; yemekler, evlenme törenleri; şiirler, maniler, ninniler, tekerlemeler, çocuk oyunları… vs.
Bu yazımızda, kaybolup gitmeye yüz tutmuş çocuk oyunlarımızdan bahsedeceğim. On altı yıllık tecrübesi olan bir öğretmen olarak, gözlemlerime dayanarak söylüyorum ki yeni nesil yani çocuklarımız bizim oynadığımız oyunları artık oynamıyor. Göreve başladığım ilk yıllarda öğrencilerim okul bahçesinde uzuneşek, birdir bir, ip atlama, kaydırak vb. oyunları neşe içinde oynarlardı. O yıllarda beldemiz çocukları da sokaklarımızda bu oyunları az da olsa oynuyorlardı.
Ama şu günlerde sokağa çıktığımızda çevrenize bir bakın. Kaç çocuk oyun oynuyor. Oyun oynayan çocuktan vazgeçtim kaç çocuk var caddede. Maalesef hiç yok, değil mi? Çocuklarımız artık evde televizyon başında; ya da "Internet cafe" lerde bilgisayarın karşısında. Çocuklarımız bizden, bizi biz yapan değerlerden uzaklaşıyor, uzaklaştırılıyor ya da biz uzaklaştırıyoruz.
Biz nasıl, neden uzaklaştırıyoruz diyeceksiniz. İşte size cevabım: Kaçımız kar yağdığı zaman çocuğumuzu güzelce giydirip dışarı, kartopu oynamaya, kardan adam yapmaya gönderiyoruz. Tam tersine çocuk dışarı çıkmak istese "dışarısı soğuk, ıslanacaksın, üşütüp hasta olacaksın" diye çocuğu eve hapsetmeye çalışıyoruz. Özellikle hanımlarımız; "yavrum dışarısı çok soğuk, kar var, otur sıcacık evinde, televizyon seyret" demiyorlar mı? Aslında onlara üşütmekle gelebilecek gripten, nezleden daha fazla zarar verdiğimizin farkında bile değiliz. Televizyon karşısında çocuklarımız monoton bir kişiliğe bürünüyor. Düşünme melekelerini yitiriyorlar. Başkalarınca hazırlanmış olumlu-veya olumsuz örneklerle büyüyor çocuklarımız. Bağımsız düşünme ve bağımsız veya müşterek iş yapma kabiliyetlerini geliştiremiyor. Kardan adam yapmaya çalışırken onun yaratıcık gücünün geliştiğini, estetik duygularının ön plana çıkarttığını düşünmüyoruz. Onların dışarıda oynarken var olan enerjilerini boşalttıklarını unutuyoruz. Bu enerjisini boşaltamayan çocukların zamanla saldırganlaştıklarını, huysuzlaşıp içe kapanık bir kişilik geliştirdiklerini sanıyorum bilmiyoruz. Arkadaşlarıyla bir olup bir oyun kurgulayıp oynamayan çocuklar sosyalleşemezler. Paylaşmayı hatta toplum içinde yaşamayı öğrenemezler. Çocuk oyunları onları hayata hazırlayan bir derstir. Bu dersi almadan hayata atıldıklarında tökezlemeleri kaçınılmazdır.
Ben diyorum ki; ister dışarısı soğuk ve dışarıda kar olsun, ister çamur isterse Ağustos sıcağı olsun gereği üzere giydirelim salalım çocuklarımızı bahçeye… Bizde arkalarından çıkalım kar topu oynayıp, kardan adam yapalım. Saklambacın, körebenin, kızıştının, yakan topun, komenin, birdirbirin, uzun eşeğin nasıl oynandığını gösterim onlara. Kızak yapmayı, kızaklarla kaymayı, söğüt dallarından kapan yapıp kurmayı öğretelim çocuklarımıza. Gömme çelik oynayalım onlarla. Bırakın üstleri çamurlansın, nasıl olsa onlar temizlenir. Ama televizyonun, bilgisayarların onların ruhlarında yaptığı/ yapabileceği pisliği temizleyemeyiz, tahribatı tamir edemeyiz. HAYDİ ÇOCUKLAR OYUNA!!.13.02.2007
Saygılarımla
Göksel KURT
Türkçe Öğretmeni
2007
Salih Karabacak
 E-mail: salihkarabacak@hotmail.com
E-mail: karabacak.salih@gmail.com
Cep Tel: 0 5325428871