Merhaba;
Bu yazıyı yazmaktaki amacım, sizleri oturdukları bilgisayarlarının başından kaldırmadan. Terzialanımız'ın tabii güzelliklerini görmeniz ve gezmenizdir. Bu geziye sizler bu seferlik benim "uçan cacalama" misafir olacaksınız. Dilerseniz daha sonra arabanızla gezebilirsiniz. Ne dersiniz binelim mi benim uçan cacalaya?
Hemen başlayın Terzialan göletinin fıstık çamlarının kokusuyla karışan bol oksijenli havasını ciğerlerinize…. Mahallemizin (Çakmakçayır) batı çıkışının üzerindeyiz şimdi. Bardakçılar köyü yolu üzerinde Çakıldere Köprüsü'nün hemen üzerinden ulu çınarlara değer değemez, halı gibi altımızda serili olan asfalt yolu takip ediyoruz. Asfaltın bu kısmı biraz kırışmış bir halı gibi(!)….. Arabayla gidecekler biraz dikkatli olmalı, bizim için şu an fark etmiyor da…. Yaklaşık 1,5 km mesafede Terzialan sulama göleti var. Gölet gövdesinin hemen sol tarafındaki tepede "Zincirbozan" -niçin bu adı verdiklerini bilmem- var. Burada içkili bir lokanta var. Gölet gövdesinin üzeri oldukça geniş. Arabanızla rahatlıkla dönebilirsiniz. Ancak karşıya geçmek biraz cesaret işi. Ben arabanızı gövde üzerinde bırakıp yaya geçmenizi tavsiye ediyorum. Yok ben arabayla geçeceğim diyorsanız Allah yardımcınız olsun.
Biz tekrar döndük ana yola, asfalta. Göleti turlamak amacıyla çıktık yola.. Yüz metre ileride sağda yol ile gölet arasında büyükçe bir meşe ağacının altında bir aile mangalını yakmış piknik yapıyor. Sol tarafta yolun üst tarafında başka bir aile ahlat ağaçlarının altında…. Ahlat deyince aklıma geldi; siz ahlat turşusunu bilir misiniz? Bakın onu Internet ortamında tattıramıyorum, illâki geleceksiniz buraya… Biz yolumuza devam edelim. İki yüz metre ileride Masıt Dersi bölüyor yolu. Yazları tamamen kurur bu dere. Hemen dereyi geçer geçmez karşınızda mavi seramikleriyle Raşit amcanın yaptırdığı çeşme. Üzeri piknik yapmaya müsait. Gece geç vakitlere kadar kalabilirsiniz çünkü hemen dibinde sokak lambası var…. Bizler devam ediyoruz. Çeşmeden yüz metre ileride yolun üst tarafında bir başka mekan var. Bu da içkili bir lokanta. Bu lokantanın hemen önünde küçücük bir ada. Yazın burada oturabilirsiniz.
Hemen sonra birkaç virajı aşınca Hasan KURT' un çamlığı var. Çamlar fıstık çamı. Meyve veriyorlar. Altı piknik yapmaya müsait. Biz balık tutmaya da merak saldık. Ağaçların dibinde aileniz, arkadaşlarınız otururken sizler de oltalarınızı atabilir, göletimizin balıklarından tutmaya başlayabilirsiniz. Burada biraz soluklandıktan sonra yolumuza devam ediyoruz. Yaklaşık yarım kilometre yol gittikten sonra asfalt yoldan ayrılıyoruz. Sol tarafa dönüyoruz. Yol stabilize.. Biraz devam ettikten sonra göleti besleyen -ancak Haziran 15'ten sonra kurur- Asmalı Deresini geçeceğiz. Dereyi geçtikten sonra canınızın istediği yerde oturup dinlenebilirsiniz. Bu bölüm asfalt yoldan karşıya baktığınızda görünen yer. Bura tamamen stabilize. Bu bölümde de çeşmeler ağaçlar çiçekler, bilumum bütün güzellikler mevcut. Yolun sonunda tekrar savağa geliyoruz. Az önce de dediğim gibi yaya olarak geçmek çok kolay, ancak ben yine de size geri dönmenizi tavsiye ederim. Bir daha ki gezide buluşmak üzere...
"Uçan Cacala"
Bu gün ki yolculuğumuzda sizleri "Kocaçınarlar" a götüreceğim. Bahsettiğim yer çok çok güzel. Çan civarında görebileceğiniz en yüce çınarlar mevcut burada bunun için bu adı almış zaten. Bir de çınarın içinden akan buz gibi bir su...
Evet gidiyoruz Kocaçınarlar' a. Bu sefer yolumuz birazcık uzun. Ben bindim "uçan cacala" ya . Haydi sizlerde gelin. Çakmakçayır Mahallesinin güney çıkışına yöneliyoruz. Mahallenin çıkışından itibaren tarlalar ve bahçeler başlıyor. Bundan yirmi yıl kadar önce bu yol çok çalışırdı. Çünkü insanlar sulama sorunundan dolayı bu bölgede dereden istifade edip bahçe yapmaya çalışırlardı. Ayrıca çok küçük te olsa bir sulama göleti vardı. Ben zor hatırlıyorum. Yaşım otuzsekiz. Bu yolun üzerinde üç tane su değirmeni vardı. Ben bunlardan ikisinin çalıştığını hayal meyal hatırlıyorum. Şimdi sadece biri ayakta. Diğer ikisi tamamen yıkılmış durumda. Son olanda ayakta dediysem yanlış anlaşılmasın faal durumda değil. Neyse bizler yolumuza devam edelim. Bu yolun iki yanında meyve ağaçları mevcut. Haziranın yarısından sonra bu bölgede çeşit çeşit meyvelerle süslenir. Erik, elma, armut, kayısı, kızılcık, ceviz…. Yolumuza devam ediyoruz. Yol stabilize. Çok kötü değil. Tozdan başka insana ve arabanıza zarar verebilecek bir şey yok.
Yaklaşık mahalle çıkışından itibaren 700-800 metre sora eski göletin -şu an kurumuş durumda- hemen alt tarafına varacaksınız. Arabanızdan baktığınızda eğer tam yerini bilmiyorsanız göremezsiniz. Ama aynı istikamete baktığınızda az önce bahsettiğim su değirmenlerinden birinin kalıntılarını görebilirsiniz. Yolumuza devam ediyoruz. Yol burada biraz virajlı dikkatli olmakta fayda var. Bu yılan gibi kıvrılan yolun devamında -yaklaşık yolun 1200-1300 metrelerinde- sağ tarafta bir çeşme göreceksiniz. Biz piknik için burayı da tercih ederim. Geceye kalmamanızı öneririm. Çünkü gece akşam karanlığı çıktıktan sonra yakacağınız ışığa eşek arıları geliyor, sizleri rahatsız edebilir. Bu çeşmeden yaklaşık elli metre sonra yol Kayalıdere'yi bölüyor. Buradan arabanızla geçerken epeyce dikkat etmeniz gerekiyor. Kışın suyun bol olduğu mevsimde geçecekseniz daha dikkatli olmalısınız. Bu dereyi geçtikten sonra tarlalar bitiyor desem yalan olmaz. Hemen bu noktada sağ tarafta bir çeşme daha mevcut. Dereye gelmeden önce sağ tarafta da bir eski çeşme vardı. Nerdeyse unutuyorduk. Yukardan görmek yeşilliklerin arasında oldukça zor oluyorda...
Bundan sonraki kısım tamamen ormanın içinde yolda güneş görmek oldukça zor. Çünkü çınar, karaağaç ve diğer ağaçlar yolu gölgelendiriyor. Bundan sonra arabanızın penceresini lütfen açık tutunuz -eğer arabada küçük çocuk yoksa- çünkü; ıhlamur kokularını duyacaksınız. Sever misiniz, ıhlamur kokusunu bilemem ama….. Küçük Ayazma' ya geldik. Burada çok güzel bir yer. Çınarlık ve içinde soğuk suyu da olan, dere boyunda beş-on ailenin oturup eğlenebileceği bir yer. Çınar ağaçlarına salıncak kurmak ta kolay…. Yolumuza devam ediyoruz. "Aman Allah' ım bu ne güzellik!" sesleri kulaklarıma kadar geliyor desem yalan olur. Ancak; gerçekten bu yol boyunun güzelliği bir başka…. Yol buyunca ona yakın sağlı sollu çeşme mevcut. Her çeşmenin yanında oturup yemeğinizi yiyebileceğiniz yer mevcut. Hemen hepsinin suyu da çok temiz. Yolumuzun yaklaşık beşinci kilometresinde bahsettiğimiz yere geliyoruz. İşte burası Kocaçınarlar. Buraya bu ismin neden verildiğini burayı görünce anlayacaksınız. Burada dört tane çok büyük çınar ağacı var. Altı oturmaya, eğlenmeye hatta futbol oynamaya bile müsait. Birinci çınar en büyük olanı tahmini söylüyorum 400-500 yıllık var. Ortasından buz gibi bir su akıyor. Karpuzunuzu koyduğunuzda yarım saat içinde çatlatır sanırım. Bilek kalınlığında bir suyu var. İçimi oldukça hafif. Kalabalık bir grupla geldiğinizde çok rahat edebileceğiniz bir yer. Herkese tavsiye ederim. * cacala: Eski çamaşırların kesilerek daha sonra dokunduğu kilim tipi yaygı
Tekrar Merhaba;
Uzun bir aradan sonra nihayet tekrar beraberiz. Terzialan beldesinin tabii güzelliklerine bakmaya devam ediyoruz. Bu sefer Beldemizin güneyinden çıkacağız yola.
Burası beldemize adını veren mevkii Terzialan. Bu civarda, henüz beldemiz kurulmadan önce, çevre panayırlara elbise dikmeye terziler gelirmiş ve burada hemen bir yaz konaklarlarmış. Bu yerin suyu boldur. Yola koyulduğumuz yerde de zaten eski bir çeşme var. Suyu oldukça bol. Pek tatlı olmamasına rağmen, soğuk sayılabilecek bir suyu var. Karadere suyu gelmeden önce büyüklerimiz içme suyu olarak bu suyu da kullanmışlar. Ben hayal meyal bu yerde bataklık gibi çamur deryasının olduğunu hatırlıyorum. Bu çamurda mandalar yatardı. Ama şimdi öyle değil.
Buradan ayrılıyoruz. Biraz ilerde "Terzialan Köprüsü" var. Dedim ya bu mevkiinin adı "Terzialan" . Buralarda bağı, bahçesi, tarlası olanlarda bu yerlerden aynı isimle bahsederler: "Hani bizim Terzialan tarla var ya…." Köprü eski ben yapılışını bilmiyorum. Taştan yapılmış. Eski dediysem tarihî bir köprü değil. Biz bu derede balık avlardık. Nerede o eski günler…. Her neyse yolumuza devam edelim.
Yol dedim de aklıma geldi; bu yol Bayramiç'e kadar gider. Yol stabilize, arabanızla rahatlıkla yolculuk yapabilirsiniz. Alternatif yol arayanlar için tavsiye erdim. Yeşillikler arasında bir yolculuk, etraf kuş sesleri ve çiçek kokularıyla dolu.
Yolun sol tarafında orman başlıyor sayılır. Fıstık çamları var. Yolun sağ tarafında ise tarlalar var. Her mevsim ayrı güzeldir bu yerler. Şimdi buğdaylar bir karış boy almış gidecekleri yoldan.
Yolumuzun beş yüz metre kadar ilersinde, sol tarafta "Başkanın Çeşme" var. Burada yol sağa keskin bir dönemeç alır. Arabanızı müsait bir yere yanaştırın, aşağıya inin Terzialan istikametine dönün, karşınızda Tepe, Çekiçler , Çakıl köy, Derenti, Karakoca, Sameteli köyleriyle, Çan Termik Santralini göreceksiniz. Buranın güzelliği hava karardıktan sonra ortaya çıkıyor. Neden diyeceksiniz. Çünkü; bütün bu köylerin ışıkları Kazova'yı bir bayram yeri gibi ışıtıyor. Hele termik santralin ışıkları yeşil bindallı giymiş bir genç kızın gelinlik tacı gibi, ışıl ışıl. Termik santralini ilk defa gördüğümde çok şaşırmıştım. Kömürle çalışan bir santral bu kadar güzel gözükebilir miydi? Hakikaten abartmıyorum, harika bir manzara.
Dönemeci usulca ve dikkatlice dönüyoruz. Kireç ocaklarına az kaldı. Burada birkaç yıl öncesine kadar kireç üretimi yapılmaktaydı. Şu anda ise bir faaliyet yok. Burası üç yol çatı. Sağa giden yol sizi Bayramiç'e götürür. Sola giden yol ise ormana, bizim sizi götürmek istediğimiz yere, götürür. Buralarda artık tarla yok. Her tarafınız orman. Sağınız, solunuz, önünüz, arkanız her yan orman. Mantar mevsimi buraları güzel melki yapar. Hem kırmızısını hem de akını bulabilirsiniz, biraz şansınız varsa tabiî ki. Yine mevsiminde gelirseniz kestane, ıhlamur gibi meyveleri de bulabilirsiniz.
Bakın geldik işte… Bu gün geleceğimiz yere. Burası Düvenciler düzü. Ben buraya bayılıyorum. Güzel, temiz, bol ve soğuk suyu olan bir çeşmesi var. Bir tarafta meşe ağaçları, salıncak kumaya müsait, diğer tarafta çam ağaçları. İster yere bir kilim serin oturun, isterseniz masaya. Masayı da kim yaptırmışsa sağ olsun. Hafızam beni yanıltmıyorsa bir yerinde "Kalemaden tarafından yaptırılmıştır." Yazısı vardı. Her neyse kim ya da kimler yaptırdıysa çok güzel olmuş sağ olsunlar var olsunlar. Hizmetlerinin devamını bekliyoruz.
Burada mangalınızı yapabileceğiniz yer mevcut. Oğlak gömme için yer var. Çevirme yapabileceğiniz yer mevcut. Oldukça geniş bir arazi. Grup halinde pikniğe gelecekler için müsait. Kırk- elli kişilik gruplar rahatlıkla sığarlar bizim Düvenciler düzüne. Gençler için, çocuklar için top oynamaya uygun yerler de var. İyi eğlenceler diliyorum.
Bir sonraki gezide görüşmek üzere. Allah'a emanet olun…
DEDE KULE
Bu günkü yazımda sizleri Dede kuleye götürmek istiyorum.
Terzialan'ı güneybatı istikametinden terk ediyoruz. Terzialan Çeşmesini ve Terzialan Köprüsünü geçtikten sonra -yaklaşık- iki kilometrelik bir yokuşa sarıyoruz. Çakalkaya (Kireçocakları) yol ayrımına gelince sola dönüyoruz.
Bu yol bizi önce Düvenciler Düzüne götürüyor. Daha önceki yazımızda burayı anlatmıştım. Burada da yol ikiye ayrılıyor. Sağa giderseniz aşağı dere boyuna Candan'ın Çeşmeye inersiniz. Biz tekrar sola devam ediyoruz. Yolumuz on iki km. civarında. Yol çeşitli kereler tali yollara bölünüyor. Yanınızda bir kılavuz yoksa muhtemelen kuleyi geçersiniz. Çünkü kuleye 200 metre mesafede yol tekrar çatallanıyor ve üstelik kule yoldan gözükmüyor.
Kuleye geldik. Etrafı tel örgüyle çevrili iki katlı bir yapı. Bütün civara hakim bir nokta. Alt katta iki oda var. Daima kilitli. Üst kat ve onun üstü gözetleme yerleri. Yılın sekiz ayı burada görevli mevcut.
Görevliler her zaman misafirperverdirler. Sizlere yardımcı olacaklardır. Yaz sezonunda (15 Mayıs- 31 Eylül) ormana girmek yasak olduğu için buraya gelmek zor. Ancak Ekim-Kasım aylarında buraya gelebilirsiniz.
Bu aylarda Dede kuleye çıkmayı düşünüyorsanız, lütfen aşağılardaki havaya aldanmayın ve kalın giyinmeye özen gösterin. Çünkü; buradaki görevliler Ağustos 15'ten sonra özellikle geceleri soba yakmaya başlıyorlar.
Diyeceksiniz ki burada ne işimiz var. Evet, haklı olabilirsiniz. Eğer ben böyle bir yerden dünyaya bakmalıyım -ki bulunduğumuz yerden iki ilçe, 67 köy görünüyor- görmeliyim diye düşünceniz yoksa bura da hakikaten işiniz yok.
Nem oranının düşük ve havanın sakin olduğu günlerde Karabiga tarafından, 870(?) metre yükseklikten denizi görmek istemezseniz gerçekten işiniz yok Dede kulede.
Orada üşümenin, iftar etmenin, ızgara yapmanın, hatta şiddetli lodosta teravih namazı kılmanın tadını başka bir yerde bulmanız mümkün değil.
Geçenlerde bir hafta sonu sekiz-on arkadaş muhabbete, çiğ köfte yapmaya Karakoca köyü üzerinden çıktık. O istikametten yol biraz daha uzun ama güzel. Özel otolarımızla rahatlıkla çıktık diyebiliriz.
Eğer Dede kuleye gündüz çıkarsanız akşamı, akşam karanlığını da beklemenizi öneririm. Çünkü orada yıldızlar o kadar yakın ki insana birkaçını alıverecekmişsiniz gibi gelir. Hele bir de az önce bahsettiğim iki ilçe 67 köyün ışıkları.... Bu güzelliği anlatmaya benim kelime hazinem yetmiyor. Siz en iyisimi gelin kendi gözlerinizle gelin, görün.
Bir sonraki geziye bekliyorum.Saygılarımla...12.02.2007
Göksel Kurt
2007
Salih Karabacak
 E-mail: salihkarabacak@hotmail.com
E-mail: karabacak.salih@gmail.com
Cep Tel: 0 5325428871