GÖRGÜ KURALLARI VE TOPLUM
İnsanı diğer varlıklardan ayıran en büyük ve önemli özellik, aklı olması ve aklıyla hareket edebilmesidir. Aklın gereği hareket
etmek insanı diğer yaratılmışlardan ayıran en önemli özelliktir. Akıl; insanı birey yapar. Birey olmak da, hayatını devam ettirme
yeti ve yeteneğini doğurur. Yani insan kendi kendine yetebilen bir varlıktır. Çoğu fiziksel ihtiyaçlarını tek başına karşılayabilir.
Böyle olmasına rağmen insan Hz. Adem (a.s.) den beri birlikte yaşama arzusu içindedir. Bu da insanın birey olmasının yanında sosyal
bir varlık olması sonucunu doğurur. Evet insan hem birey hem de sosyaldir. İşte bu sosyallik insanları, dünyaya gelişlerinden beri
bir arada, birlik içinde yaşana azim ve kararlarını ortaya çıkarmıştır. Küçük aileler toplumları, milletleri ve sonuç olarak da insanlığı
oluşturmaktadır. Bu oluşum bu birliktelik her zaman aynı güzellikte ve mükemmellikte olmamış ya da devam etmemiştir. Toplumu oluşturan
fertlerin çıkarlarının çakıştığı noktalar olmuş neticede de mücadele ortaya çıkmıştır. Bütün bu mücadelelerin sonunda da o toplumda ortak
kabuller olmuştur. Bu ortak kabuller de "töre", "görgü kuralları", "ahlak" adlarıyla adlandırılmıştır. Bu ortak kabuller her ne adla
anılırsa anılsın sonuçta ortak kabuldür. Yazılı değildirler, yasal sonuçları yoktur. Ama herkes bu kurallara uymakla sorumludur. Bunlara
uyulmaz ise toplum bunları bir şekilde cezalandırır.
Obalardan oluşan, göçebe Türk toplumunda da İslâmiyet ten önce ve sonra töre her zaman önemlidir. İslâmiyet'in kabulüyle yeni bir çehreye
bürünen töre ya da görgü kurallarımızın temeli, insana ve büyüğe saygı, küçüğe sevgidir. Atalarımız, insan ilişkilerini düzenleyen çok ciddi
görgü kuralları geliştirmişler ve bunlara titizlikle uymuşlardır.
Türk ailesinde reis babadır. Anne, çocuk yetiştirmekten başlayan ve en geniş anlamıyla evin iç işlerini düzenleyen kişidir ve ailenin en
saygın kişisidir. Çocuklar anne-babaya bağlı, sadık ve saygılıdırlar. Büyüklerini severler ve sayarlar; küçüklerini de şefkatle bağırlarına
basarlar. Büyüklerince verilen görevleri tereddütsüzce yerine getirirler. Anne-babanın bulunduğu yere izinsiz girmezler ve bu ortamdan izin
almadan ayrılmazlar.
Birine ziyarete gidilecekse mutlak önceden izin alınır ve söylenen saatte gidilir. Konuk olunan ailenin halet-i ruhiyesiyle hallenilir.
Ev sahibinin gösterdiği yere oturulur. İkramlar severek kabul edilir. Gereği olmayan bakışlar atılmaz, hele ev sahiplerini utandıracak
konuşma ve davranışlara kesinlikle kalkışılmaz.
Atalarımız böyle görgü kuralları sistematiği geliştirmişler ve bunlara titizlikle uymuşlardır. Fakat, bunu günümüzde bu kadar
rahat söyleyemeyeceğim. "Felaket tellallığı" yapmak istemiyorum; ama benim gördüğüm bu. Az önce Türk töresinin büyüğe saygı küçüğe sevgi
temeli üzerine kurulmuş olduğunu söylemiştim. Fakat şimdi çocuklarımız, gençlerimiz ne büyüğüne saygı gösteriyor ne de küçüğe sevgi.
Üzülerek söylüyorum ki durum böyle ve daha kötüye gidiyor. Meselâ, geçenlerde eşimle Çan'dan geliyoruz, araba dolu. Köprü çıkışında bir
bayan el kaldırdı, haliyle araba durdu, bayan bindi. Yer olmadığı için ayakta yolculuk yapmak durumundaydı. Benim hemen önümde de bir kız
öğrencim ve ayanında annesi oturuyor. Kız öğrencim yermek için niyetlendi bir hamle yapmak istedi. O da ne hareket edemiyor. Öğrencimin
annesi eteğiyle kazağına yapışmış kızın, bırakmıyor. Kız kalkacak ama nafile. Ya etek yırtılacak, ya da oturacak yerine. Eeee.. ne yapsın
oturuyor. Çaktırmadan annesine bakıyor. Annesi kısık bir sesle:
-Otur yerine o da para veriyor sen de…
Biz eğitimciler her zaman, her fırsatta büyüklere saygının öneminden, yardımın öneminden, bahsederiz. Konuyla ilgili masallar, hikâyeler,
kıssalar okuruz sınıflarda. Konuyla ilgili şiirler, kompozisyonlar yazdırırız öğrencilere. Bundan sonra da çevreden yardım bekleriz yapılan
eğitimin pekiştirilmesi ve kalıcı olması için. Öğretmenleri yere tükürmenin, yere çöp atmanın iyi bir davranış olmadığını, bunların ayıplanacak,
hatta kınanacak davranışlar olduğunu sıklıkla anlatılıyorlar. Fakat o ne.! Zil çalıyor, bahçe kapısından çıkıyor, daha ilk adımlarında, bir
yetişkin yere tükürüyor, hem de boğazını kazıyarak. Ya da sokakta elindeki sigarayı yere atıyor. İşte biz öğretmenlerin anlattıkları
-amiyane tabirle- "güme gidiyor". Öğretmen hep ideal olanı söyler, ideal olanı yapar. Ama normal hayatta durum böyle değildir. Çocukta bu
fikir yerleşiyor. Bundan sonrada öğretmenin anlattıklarını masal dinler gibi dinliyor. Öğretmen doğru davranışı sorduğu zaman doğru cevabı
veriyor. Ama davranışa gelince durum çok farklı
Eğer görgü kurallarını çocuklarımıza öğreteceksek, önce bizler uygulayacağız. Bunun içinde yetişkinlere, anne-babalara görgü kurallarının
gereğini ve önemini yeniden öğreteceğiz. Onlara büyüklerine saygılı, küçüklerine sevgili davranmaları gerektiğini yeniden, bir daha anlatacağız.
Bıkmadan, usanmadan anlatacağız. Ya da bizi biz yapan değerleri unutacağız. 04.03.2007
Saygılarımla
Göksel KURT Türkçe Öğretmeni
|